stay with me / apartment project berlin / 2014

 

taksim gezi parkı / temmuz 2014

 

uyan ali uyan / wake up ali wake up / raziye kubat
uyan ali uyan / wake up ali wake up / raziye kubat

 

 

 

taksim gezi parkı / temmuz 2014
taksim gezi parkı / temmuz 2014

 

 

stay with me / apartment project berlin / 2014

 

 

stay with me / apartment project berlin / 2014

 

 

stay with me / apartment project berlin / 2014

 

 

stay with me / apartment project berlin / 2014

 

 

stay with me / apartment project berlin / 2014
stay with me / apartment project berlin / 2014

 

uyan ali uyan / wake up ali wake up / raziye kubat

english translation by: elif eriş

12 adet basılmıştır. sanatçı tarafından her bir adet imzalanmıştır.

only 12 copies were printed. each copy was autoographed by the artist.

stay with me / apartment project berlin / 2014

web: apartment project berlin

Neticede tasarlanmış kurgu-defter;

Defteri defter gibi değerlendirmeyeli epey bir zaman geçti. Hatta çoğunu yaktım. Aslında önce yakmak gibi bir niyetim yoktu. Arkadaşların çektiği “kağıt toplayıcıları” belgeselini izlediğimde, “çöpe metin atarken iyice aslından çıkmalı, yoksa bak alimallah kağıt toplayıcılar akşamları oturup okuyorlar” diye düşündüm. Belki de sadece kağıt toplayıcılar için yazılar yazmak gerek. Değişik çöplere atıp, onların bir gün okuyacağını düşünerek yazmak.

Ama konu defter veya günce olunca hiçbir kağıt toplayıcısı okumak istemez artık. Merak da yanıktı artık. Eğer gezi  eylemleri sırasında günceler tutsaydım onlar da yanacaktı muhtemelen.

Twitter ve facebook günce defterimiz olmuştu.O tarihlerdeki gönderilere bakıyorum twitter telgraf, facebook ise gazete köşeleri gibi. Hepimiz gazeteci olmuştuk, penguenler yüzünden. Her çekilen fotoğraf ve video hayat kurtarıyordu ve “delil” idi.

Sergi davetinde aslında ikircikli bir ruh hali içindeydim.. Gezi ile ilgili o kadar çok görsel ve yazı deryasının içindeydik ki, içimden geçen soru “ konu üzerine ne söylenebilir?” idi. Defter formatına da tepkim yüzünden dijital ortamda yazmaya başladım ve yazdıkça da tekrar tekrar o acıları ve gazları solumaya başladım. Yazdıklarımın çoğunu sildim. Elimde kalanları buraya ekledim. Ve o döneme dair görsel kullanmak istemedim. 19 temmuz 2014 Cumartesi günü,  yağmurlu bir günde Gezi’yi ziyaret ettim, . O günlerin uğultusu kulaklarımda, saatlerce oturdum, yürüdüm yürüdüm … Sonra düşündüm sanki bu bir mezarlık ziyaretiydi ve ağaçlarımız da selvi.                                                                  

Fotoğraflar o gün Gezi Parkı’nda çektiklerimden…

Hence this designed fiction-notebook;

It has been a long time since a notebook was considered as a real notebook. In fact my intention wasn’t to burn it. When I saw the documentary about the “paper collectors” I thought a text should be unrecognizable if it’s to be trashed, the paper collectors may be reading it at night. Or maybe we should only write to the paper collectors. Write things, thinking that when you put them in different trash bins, they will read it one day. But when the subject is a notebook or diary…

No paper collector will actually want to look through those. The curiosity is also burnt. If I were to keep a diary during the Gezi protests, they would also probably have been burnt.

Twitter and facebook were our diaries.

I’m scanning through the posts from those times; twitter was like telegram, facebook like newpaper articles.

Because of the penguins, We all had to become journalist. Each and every photo and video was saving lives, they were all proof.

I was in fact, in indecisive moods when invited for the exhibition. We were swimming in a sea of images and texts about Gezi, “what else can be said?”, I thought. Because of my reaction to the idea of a notebook, I started writing in the virtual world and as I wrote I breathed those hard times, the tear gas over and over again. I deleted the most I wrote. What was left, I added here. And I also wanted to avoid images from those times. On an ordinary day, July 19 2014, a Saturday, I visited Gezi. Under the rain, with the resonance of those days in my ears, I sat for hours, I walked and I walked. Then I thought, it felt like a cemetery visit, and the trees are cypresses.

The photos were picked from the ones I took that day

 

Published by

zazi

Born in Malatya / Turkey. 1989 Graduated from Faculty of Fine Arts, Painting Department of Mimar Sinan University, also Practical Engraving Atelier. She made solo exhibitions. She participated in many group exhibitions and also exhibited her pieces under different conceptual contexts. She continues to work independently in Istanbul. contact: razikubat@gmail.com razikubat@gmail.com

Leave a Reply