Çağrılmayan Yusuf / YUSUF WHO WAS NOT CALLED

 

 

Çağrılmayan Yusuf / Yusuf who was not called

 

 

Ceres Yayınları –  Dalgın Sular  serisi 1.Kitap

 

Çağrılmayan Yusuf – Raziye Kubat

 

 

(please scroll down for English)

Raziye Kubat, “Çağrılmayan Yusuf” başlıklı sergisiyle 18 Şubat – 28 Mart 2014 tarihlerinde HAYAKA ARTI’da izleyicisiyle buluşuyor.Raziye Kubat @ HAYAKA ARTIÇağrılmayan Yusuf / Dalgın Sular / Kitap Lansmanı ve Sergi18 Şubat – 28 Mart 2014

Açılış: 18 Şubat 2014 Salı 18:00
Tophane Art Walk: 23 Şubat 2014 Açık Pazar

HAYAKA ARTI Çukurcuma Caddesi No:19A Tophane Istanbul
Ziyaret Saatleri: Çarşamba – Cumartesi 12:00 – 18.00
www.hayakaarti.com
www.raziyekubat.com

Sanatçının “Çağrılmayan Yusuf” sergisi, sanatçı kitabının yanı sıra, görsellerden, video çalışmalarından ve aynı zamanda da Dalgın Sular Çizgi Roman dergilerinin eşliğinde, çok kapsamlı arayüz okumalarından oluşuyor.

Dalgın Sular projesi ilk olarak İskender Savaşır tarafından geliştirildi. Öncelikli hedef, çizgi roman motifini kullanarak travmatik deneyimler yaşayan gençler ve çocuklar için rehabilite edici bir iletişim ortamı yaratabilmekti. Ancak proje zamanla ve her yeni katılımla yeni şekillere büründü ve işlevlik kazandı. Bir buçuk yılın sonunda Dalgın Sular, pek çok insanın işlerini ortaya koydukları bir yayına dönüştü.

Raziye Kubat’ın Dalgın Sular’la yolunun kesişmesi, 2012 yılı içindeki etkinlikler aracılığıyla oldu. Sanatçı, Adapazarı’nda “Kafkas Sürgünü” başlığı altında, gravür/linol baskı atölyesinde sürgünlerin torunlarıyla çalışmalar yürüttü.

Bunun yanı sıra, eş zamanlı olarak “Sürgünlerin İzinde/Nani” isimli bir video yerleştirmeyi, “Kefken Çerkes Sürgünü Anma Etkinliği” kapsamında, Kefken mağarasında, Kafkas halkıyla buluşturdu.

1860’ların başlarında Kafkas sürgünü meydana gelir. Gupse, “zorunlu göç” sonucu yollara düşer. Onu, sürülen Kafkas halklarını taşıyan teknelerin birinde görürüz. Tekne, Kefken – Adapazarı’nda karaya vurur. Binbir zorlukla Gupse Adapazarı’ndan İstanbul’a ulaşır. Gupse çaresizdir ve yanında Hain’den olan oğlu Yusuf vardır. Kendini tükenmiş hisseden Gupse, oğlu Yusuf’u Beyazıt’taki “pazar”da satar. Ve satar satmaz da pişman olur. “Vazgeçtim” diye bağırdığı o trajik an Gupse’nin “bugün”e dirildiği andır.

“Çağrılmayan Yusuf” sergisi işte bu Yusuf’un ve soyunun serüvenidir. Bizler bu serüvene eşlik ederken arka planda da Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasına ve yeni Türkiye’nin kurulmasına tanıklık ederiz.

Sanatçı Raziye Kubat, sergisinde, bir yandan kendi öznel deneyimini gerçekleştirirken, bir yandan da sosyal sorumluluğunun getirdiği bilinçle sıra dışı bir çalışma ortaya koymaktadır.

Görsel / Image:
Çağrılmayan Yusuf / Yusuf Who Was Not Called

Mixed media on  paper
2013
……………………..……………….

Raziye Kubat’s exhibition entitled “Yusuf Who Was Not Called” can be visited at HAYAKA ARTI from 18 February to 28 March 2014.

Raziye Kubat @ HAYAKA ARTI
Yusuf Who Was Not Called / Texture of Time Torn / Book Launch and Exhibition
18 February – 28 March 2014

Opening: 18 February 2014 Tuesday 18:00
Tophane Art Walk: 23 February 2014 Open Sunday

HAYAKA ARTI Çukurcuma Caddesi No:19A Tophane Istanbul
Gallery Hours: Wednesday – Saturday 12:00 – 18:00
www.hayakaarti.com
www.raziyekubat.com

Kubat’s exhibition “Yusuf Who Was Not Called” besides the launch of the artist’s book, will be introducing visuals and video works of the artist, as well as comprehensive interface studies accompanied by the graphic novels Texture of Time Torn.

The Texture of Time Torn Project was initially developed by İskender Savaşır. Priority target by the help of utilization of the motive “graphic novels”, was to create an environment that would provide rehabilitation for young people and children who have had traumatic experiences. Yet the project took up new forms in time and with each new contribution improved its functionality further. At the end of one and a half years, Texture of Time Torn evolved into being a publication where several people could present their works.

The paths of Raziye Kubat and Texture of Time Torn crossed during some activities that took place in 2012. The artist carried out workshops together with grandchildren of the exiles in an engraving/linoleum studio in Adapazarı.

The artist simultaneously presented her video installation “On the Track of Exiles/Nani” to Caucasian people in Kefken as part of the “Kefken Circassian Exile Commemoration Activities”.

At the beginning of the 1860s the Caucasian Exile occurs. Gupse as a result of the “forced migration” sets off for a journey. We see her on one of the boats carrying the Caucasians sent on exile. The boat runs aground in Kefken – Adapazarı. Gupse overcoming numerous difficulties on the road finally succeeds in reaching Istanbul. Gupse is desperate and at her side has Yusuf, her son from Hain. Gupse feeling herself exhausted sells Yusuf, her son at a slave market in Beyazıt. Yet immediately regrets it. The tragic moment she cries out that she has “changed her mind” is the moment when Gupse revives to the “present” day.

The exhibition “Yusuf Who Was Not Called” tells us about the adventure of this Yusuf and his ancestors. While we attend to this journey we also witness in the background the downfall of the Ottoman Empire and the establishment of the new Turkey.

The artist Raziye Kubat in this exhibition, on one hand materializes her own very subjective experience, on the other hand puts forward an extraordinary work due to the consciousness that arises as a result of social responsibility.

Translated by: Tuna Poyrazoğlu

Görsel / Image:
Çağrılmayan Yusuf / Yusuf Who Was Not Called

Mixed media on  paper
2013

                   

Facebookprofiles / Iskarta / Hayaka Artı / 2013

Iskarta

                          web site :   HAYAKA ARTI  

 

 

FacebookProfiles / Iskarta / Hayaka Artı

 

 

 

 

FacebookProfiles / Iskarta / Hayaka Artı
FacebookProfiles / Iskarta / Hayaka Artı

 

 

 

 

FacebookProfiles / Iskarta / Hayaka Artı
FacebookProfiles / Iskarta / Hayaka Artı

 

 

FacebookProfiles / Iskarta / Hayaka Artı

 

 

 

FacebookProfiles / Iskarta / Hayaka Artı

 

 

 

 

Kim Gitti Geride Ne Kaldı? /Who Left /What Behind?/2012


Shamaran Sticker

 

 

 

 

 

 

Shamaran Sticker

 

 

 

 

 

 

Shamaran Sticker

 

http://www.wholeftwhatbehind.org/ 

to WHO LEFT/WHAT BEHIND? exhibition and to CUSTOMS

GATES ” SHAMARAN, THIS IS HOW I’VE PASSED THROUGH CUSTOMS GATES”

Bu sticker,”Kim Gitti Geride Ne Kaldı?” Şu an Plevne de gerçekleştirilen sergi için yapılmıştır. “http://www.wholeftwhatbehind.org/”

Sürgünlerin İzinde / Nani / The Texture of time Torn / In the Track of Exiles 2012

Nani

 

Video Link: nani / raziye kubat

Dalgın Sular / Dergi ve sosyal sorumlukluk projeleri kapsamında verilen eğitim serüvenine eşlikte, yolum Adapazarı’nda Abhaz halkıyla buluştu. “Sürgünlerin İzinde / Nani ” çalışması aynı zamanda yeni başladığım başka bir projenin de bir parçasıdır.

Bu video, zorla göçe ve vazgeçişe maruz bırakılmış tüm halklara ve insanadır.

Şiir: Bagrat Şinkuba

The Texture of time Torn/ My path crossed with the Abkhasian people in Adapazarı, during my accompaniment in the training organized within the scope of the magazine and social responsibility projects, “In the Track of Exiles / Nani” is also part of another project that I recently began working on.

This video is for communities and persons that have been forced into migration and renunciation.

Poem: Bagrat Shinkuba

 

 

 

 

 

 

Nani

 

 

 

Nani

 

 

 

 

 

Nani

 

 

 

 

 

Nani

 

 

 

 

 

Nani

 

 

 

 

Nani

 

 

 

 

Marina Ankvaba

 

 

 

 

Ajiba Faruk

 

 

 

nani / raziye kubat

 

 

 

Nani / Linolium Engraving

 

 

 

 

 

Nani / Linolium Engraving

 

İÇcephe / DEEPinside 2012

İÇcephe/DEEPinside


İÇcephe / RaziyeKubat

 Annem kırk küsur yıldan beri, ceviz ağacından yapılmış, oymalı, yıllarca açılıp kapanmaktan anahtar deliği aşınmış ve anahtarı kaybolmuş çeyiz sandığını açar; kanaviçelerini, etaminlerini, dantellerini ve rengârenk kumaşlarını havalandırır, sonra hepsini tek tek elden geçirir, kolası gitmiş dantellerini tekrar kolalayıp, genel bakım ve onarımlarını yapıp, ertesi ilkbaharda açmaya söz verir gibi sandığı kapatır…

Annemin bu törensel hallerini seyrederken onun dünyasını daha iyi hissettiğimi düşünürüm nedense. Zaten bu çalışmaları gerçekleştirme fikri de böyle bir seyir sırasında oluştu. Sonra, babaanne “Kürt Fatey”den kalan beş metre uzunluğundaki halısını, yastığını, dokuma perdesini havalandırır; o dönemden bir iki hikaye anlatır; ama her yıl farklıdır hikâyeler.

Ben hikayesiz yaklaştım x lere. Fırçayla tek tek x’lerin tekrarlarından oluşturduğum desenler, kanaviçedeki doku iplik illüzyonuna yaklaştıkça öte hikayeye yakınlaştım. Çalışmalar ilerleyince, bilgisayardaki ”pixellere” piksel yaptığımı fark ettim. Bu fark ediş ve eski sandıklardan çıkan50-100 yıl önce oluşturulmuş çeyizlerin elimde ne hallere geldiğini görmek büyüleyiciydi.

Cumhuriyetin ilanının çeyiz sandıklarına yansıma şekli ise başka bir tarihîtanıklıktı. Tek tip kız çocuklarının horoz yemleyen ve çiçek taşıyan hallerini genç kızların büyük edasıyla çeyiz olarak işlemesi ise ayrı bir durumdu. ‘X’lerinsandık içlerinde kalmış yapıtlarını kendi zeminlerimle, kendi araçlarımla,yeniden ürettim… Zamanımızın biçimine uygunca :‘mış-gibi’…

Sayısız ‘X’leri x işaretleriyle aktardım. Kendimi araya katmadan, ‘saf olan’a sadık kalıp dinlenmeyi umdum, ama negezer! Projeye başladıktan sonra,‘ben neden bunları yapıyorum’ diye defalarca içimden yükseldi sorular. Acaba ‘masumiyeti bozmak’ mıydı, farkında olmadan esas amaç? Video çalışmaları için şehir dökümanları toplarken, iki kekliğin şehirde, sahil kahvesinde, bir brandanın altında ötüşlerini duyduğum gün, neden bu projeyle 2-3 yıluğraştığımı nihayet anladım!”

 My mother, for 40 odd years, opens the hope box, made of walnut, carved, with its key (which is already lost) hole that is eaten away by years of switching on and off. She airs out her embroidery canvases, coarse muslins, her laces and colorful fabrics.

 Then she overhauls them one by one, she starches her laces again and again, she repairs them and she closes the box as if promising to reopen it next spring…While I am watching her ceremonies over the box I do not know why but I tend to feel myself closer to her universe. Anyhow, I got the idea to make it into an artwork while I was observing her.

 Later, she airs the carpet, her cushion, looming curtain, all left to her from her paternal grand mother “Kurdish Fatey”. She used to tell couple of stories from those times but the stories differentiate every year. My mother is reconstructed in those repeated actions but never in words.

 Kurdish Fatey has been one of the main figures of my childhood. The big grandfather had been heard saying regarding Kurdish Fatey who had been forbidden to speak in Kurdish at home: “Let’s only keep in her name Kurdish”.

 My world, which was about to go around holding and carried by her skirt, was our, her and mine, world. I used to stick on her shoulders as if I was a cat and watch her weaving a tapestry. This has been one blur image in my memories.

 She had been weaving without having any sample by her own imagination with her personally hand colored threads with colorsfound from nature itself. She used to force others to weave their names including her name on the carpet. One od d artist was Kurdish Fatey!

 I was more and more satisfied when my drawings with my brush repeating of x’s, because they were closer to the texture of embroi- dery canvases. After a while with my works proceeding I realized I was remaking the illusion of “pixel resolution wit” in different aspects.

To realize this and to see how the items of dowry about from 50 and 100 years ago reshaped and changed in my hands were mesmerizing. To attest to the reflections of one young republic and its generations was also remarkable. To realize the embroidery of prototype girl figures feeding rooster and holding flowers in a womanly way had been another important aspect.

 I redid and reproduced art pieces of X generation with my tools and on my ground… In a suitable term according to our times: ‘as if’ I passed on countless “X”s with the sign x. I wished to listen “the pure thing” faithfully without making myself involved in, but it was just a wish!

 After I started the project the questions raised their voices con- stantly asking: “Why am I doing this?” Does this have anything to do with breaking the innocence? While I was collecting the records of the city for a video work, the day I heard two partridges singing under the tent of a seaside café, I found why I was working with this project for over two years.


İÇcephe / Elif Köksal

Kürt Fatey’in sırtına Raziye’nin çocukluğu tırmanmış saçlarından tanıdım.

Kürt Fatey veyahut bir takım kadınlar  oturmuşlar bu işleri yapmışlar. Aradan vakitler geçmiş. O bir takım kadınların biz bir çeşit devamıymışız, onlar bizim annanemiz atamız filanmış.

 Şahmaran herkese bir şey diyormuş.

 İçerisinde vakitler ve ömürlerinin/ ömürlerin/ ömrümüzün geçmesi olan o işler ölmemiş. Hayat öyle bir şey değilmiş, eller gözler uçarmış, elin emeğiyle gözün nuru arkamızda kalırmış ama bizi unuturmuş. Kürt Fatey ölmüş. Benim annanemin gençkızlığı kendisinden bile çok önce ölmüş. Gençkızlığında başladığı  yarım bıraktığı şemsiyeli kanaviçe duruyor bak, kumaşı da hala şekilsiz.

 Belki yarım bıraktığım her şey orda başlamış.

 Annanemin annanesinin ismini bilmiyorum. Ondan öncekiler var oldu mu sahiden, şimdi burdan bakınca. İsimleri bile zalim zamanın içinde kalmamış.

 Annanem dedemi anahtar deliğinden görmüş beğenmiş. Şemsiyeli kanaviçeyi ne oldu da unuttun annane.

 Her şeyi ciddiye almaktan perişan olduk dedi Raziye bana bir kere. Biz onunla Zeki Müren müzesine gittik.

 Şahmaran’dan annanemi dileyesim var.

 Raziye’nin şahmaranı tuvalini beğenmiş.

Raziye’s childhood is holding on to Fatey the Kurd’s back as she’s weaving a carpet. I recognize Razi from her hair.

 Fatey the Kurd or some women have sat down and made these works. Time  passed. We happen to be sort of a continuation of those women- they are our grandmothers and ancestors.

 Naga Queen has a meaning for everyone.

 Those works that contain time and  life’s passing don’t die. Life is not like that- hands and eyes vanish, but what they create stays behind, though it forgets about us. Fatey the Kurd has died. My grandmother’s youth died long before she died herself. The embroidery with umbrellas that she left half done is still around.

Maybe everything I have left half done started just there.

 The name of my grandmother’s grandmother, I don’t know. When I look now from here, did the ones before her exist actually. Even their names haven’t survived the cruel time.

 First time my grandmother saw her husband was through a keyhole. How come you forgot to finish your embroidery with the umbrellas, grandmother.

 We have become miserable taking everything seriously, said Raziye to me once. We went to the Zeki Müren Museum with her.

 Naga Queen, I would like to wish for my grandmother.

 Raziye’s Naga Queen is pleased with her canvas.  

Halı Kadın / Gülçin Aksoy

İÇcephe /DEEPinside / İskender Savaşır

Pasolini’nin 1970’de çektiği Decameron’un sondan bir önceki sahnesinde, yönetmenin kendisi tarafından oynanan sanatçı (“Giotto’nun bir öğrencisi”) uyumaktadır; birden uyanır (ya da uyanmaz,gözlerinin açılması bize bir düş görmekte olduğunu anlatmak içindir). Düşünde, bitirmeye çalıştığı freskin ardında yatan sahneyi, canlı olarak görmekte, işitmektedir. Silvana Mangano’nun bir heykelinki andıran güzel yüzünün çevresinde kümelenmiş şarkı söyleyen çocuk melekler, cehenneme fırlatılan günahkârlar, hepsinin bir arada oluşturduğu hareketli, belki bir dansı, bir baleyi andıranahenk…

 Ertesi gün, kaç zamandır bitiremediği freskini bitirir; çanlar çalınır, şarap içilir, tamamı sözsüz olan sahne boyunca kutlamaları izleriz. Sonra sanatçı (Pasolini) filmin son cümlesini söyler: “Rüyasını görmek bu kadar güzelken, insan neden sanat eseri yapsın ki!?” Fine (Son).

 Raziye Kubat’ın özellikle de İç Cephe’si hakkındaki bir yazıya Pasolini’den başlamak yadırgatıcı, hatta sapıkça gelebilir. Bir yanda giderek coşacak, taşkınlaşacak, haydi kelimelerden korkmayalım, azgınlaşacak, zıvanadan çıkacak, görüntü, deneyim, biçim oburu bir iştah, öte tarafta Raziye Kubat’ınneredeyse nihilizmin eşiğinde duran minimalizmi…

 Aralarındaki ortak nokta sanatı, hedeflediği, anlatmaya çalıştığı “şey”den hareketle yargılamaları ve yetersiz bulmalarıymış gibi duruyor. Daha ilk filmlerinden başlayarak donmuş kalıpların içinde hayatiyetini koruyan ideal içeriği arayan Pasolini, hırçın “persona”sına karşın, romantik iyimserliğini(belki son filmi Salo dışında) hep korudu; Decameron’da bu içeriği “rüya” gibi romantik bir terimle adlandırmasında da görüldüğü gibi…

 Ya Raziye Kubat…? O bir yanıyla, Pasolini’nin de iliştirebileceği (romantik ve modernist) bir modernlikeleştirisi ile tartışma halinde gibi duruyor. Onun evreninde gelenek ürettiği imgeleri, biçimleri koruyucu bir hâle, bir aura ile kuşatmıyor; kökende donmuş kalıpları aşan bir hayat enerjisi ya da çağrı yok; düz ovada avlanan keklikler, bir sahil kahvesinde, bir brandanın altında öten kekliklerden daha büyülü değiller; Asrî Zamanlar’da Şarlo makinanın dişlilerine ne kadar mahkûmsa, Halı Kadın da o kadar… Kervan hâlâ aynı kervan.

 Raziye Kubat biçimlerden, onların ardında yattığı vehmedilen bir rüyaya değil, onları üreten biteviye emeğe ulaşmak için yararlanıyor. Emeğe, zahmete, belki kasvete… ve özene (Heideggerbelki “Sorge”— “tasa” derdi).

 O özende, onun sayesinde, onun aracılığıyla Raziye Kubat Kürt Fatey’le arasında bir kader ortaklığı kurmuş, bir muhabbet ilişkisini yeniden keşfetmiş gibi. Anıtsallığa bu kadar yabancı bir proje için bu terimi kullanmak yersiz kaçacak ama serginin tamamını bu kader ortaklığına, bu muhabbete dikilmişbir anıt gibi düşünebiliriz.

 Yine de şunu sormaya hakkımız var diye düşünüyorum Raziye Kubat’a… Bu muhabbetin, kader ortaklığının tek tek görsel imgeler düzeyinde, tekrarı aşan, onun ötesine geçen bir dilini de bulmak olanaksız mı?

In the penultimate scene of Decameron by Pasolini the artist  character (“a student of Giotto”) played by Pasolini himself  is sleeping; suddenly he wakes up (or his eyes open up to let us understand that he has started dreaming. In his dream he sees, hears the scene that underlies the frescoe he is painting  as a tableau vivant. The sculpturesque face of Silvano Mangano surrounded by singing childish angels, sinners being thrown into hell and the moving harmony that all this makes up, resembling a dance, maybe a ballet.

 The next day he finishes the fresco that he had been unable to finish for some time; bells toll, we watch the celebrations through a worldless scene. Then the artist (Pasolini) utters the last sentence of the movie: “When it is so nice to dream about it, why create a work of art at all?” Fine  (the end).

 To start an essay on the work of Raziye Kubat, and especially  the interior front Deep Inside, may look strage at first, even perverse. On the one hand an appetite that is going to get ever more ecstatic, extreme and lets not mince words, gluttonous, which will löse all sense of proportion, and a minimalism bordering on nihilism on the other.

 The common point between the two would seem to be their project of questioning art on the basis of that which art aims at,  to describe; questioning it and finding it inadequate. Despite his pugnacious persona, Pasolini preseverd a romantic opitimism from his first movies onwards (with the possible excepiton of his last movie Salo); trying to discover within frozen forms an ideal that still preserves its vitality; witness his using the very romantic term “dream” to name that ideal.

And Raziye Kubat…? She seems to be sustaing a debate with a (romantic and modernist) critique of modernity (with which Pasolini too can be associated). In her universe the tradition does not encompass the forms  it produces with a protective halo or aura;  there is no vital energy or kerygma at the origin that transcends the frozen forms; the birds of prey of the folk tales are still the same birds that chirp in a makeshif urban cafe, where they are kept under a canvas cloth;  the carpet lady’s movements are as much enslaved by  her loom as Charlie Chaplin’s movements are enslaved by the nuts and bolts of Modern Times.  The caravan is still the same old caravan.

Raziye Kubat does not use the images  to reach not to  a dream that supposedly underlies them, but to reach at the monotonous labour that produces them. The labour, the toil… and the solicitous care (Heidegger may have called it “Sorge”).

In that solicitous care, thorugh that care,  she seems construct or maybe rather to rediscover  a community of destiny and a loving affection between herself and Kurdish Fatey.  It might sound out of place to use such a term about a project that is so distant to monumentality but the whole exhibition can be read as monument erected to this communality of destiny and the loving affection.

Nevertheless, we are still entitled to ask the following question to Raziye Kubat: Is it really impossible to discover a language fort his loving care, this common fate, at the level of individual images that transcends sheer repetition?

İç cephe / Deep Inside / Video 11dk. 2011

 

Ankara’nın çifte horozu / The double roosters of Ankara / Video 4dk. 2011

Halı Kadın
Halı Kadın

Halı kadın / Tapestry women / Video 6 dk. 2011

 

“Meczup ve mavi kuş“ ile tesadüfi karşılaşma…

 

Fatey

 

 

40 ’lı yıllar için, etraftan yolduğumuz zakkum çiçekleri işimizi gördü.

 

 

Anne kokan güller sandıktan çıktı.

 

 

“Cumhuriyetin horoz yemleyen kız çocukları”na tekabül eder mi?

 

 

*
Sergiden / From Exhibition

 Sergiden / From Exhibition

Sergiden / From Exhibition

 

Gelin telli şahmaran / Shah maran with the tinsel 180×100 cm karışık teknik 2011

 

Sergiden / From Exhibition

 

Sergiden / From Exhibition

 

Goblen / Tapestry 100×210 cm karışık teknik 2011

 

Güller / Roses 70×180 cm karışık teknik 2010

 

Sergiden / From Exhibition

 

Sergiden / From Exhibition

 

Kürt Fatey / Kurdish Fatey 210×100 cm karışık teknik 2010

 

Bir garip kervan / A strange caravan 100×210 cm karışık teknik 2011

 

Bir garip kervan / A strange caravan 100×210 cm karışık teknik 2011

 

Video / Sergiden / From Exhibition

 

Sergiden / From Exhibition

 

1940’lar, Horoz yemleyen tek tip kız çocukları / 1940 s, İdentical girls feeding roosters 210×100 cm karışık teknik 2011

 

1940’lar, Çiçek taşıyan tep tip kız çocukları / 1940s, Identical girls carrying flowers 100×180 cm karışık teknik 2011

 

Sergiden / From Exhibition

 

Sergiden / From Exhibition

 

Sergiden / From Exhibition

 

Sergiden / From Exhibition

 

Sergiden / From Exhibition

 

Sergiden / From Exhibition

 

İç cephe / Deep Inside / Video 11dk. 2011

Kimlerdensiniz / Which side are you from

 

 

 

R  A  Z  İ  Y  E  K  U  B  A  T   //   OF WHOM YOU ARE? //

 Kubat has exhibited her works titled ‘Visual Books’ for the first time in 1996 at ‘The Other’ – HABITAT IIevent.

Later, ‘Imagining the Book’ has been invited twice (2002 and 2005) to Biannual organized by the Alexandria Bibliotheque in Egypt and took part in the Frankfurt Book Fair. “Voices from the Nation”  has been exhibited in the Elhamra Art Gallery, Gallery Apel and various exhibitions in other countries. These books appeared as an effort to develop techniques to preserve the carved wooden print plates before they were used. The artist’s search has been finalized with her words “the world is an open book!” at the end of a long creation period.

 The 20th anniversary celebration of the artist’s works has been realized by a solo exhibition titled “Don’t Tell me Fairy Tales!” in Gallery Apel in 2009. In response to ambiguous expressions or vague explanations uttered to avoid satisfying our questions or expectations, we get tired and find this sentence at the tip of our tongue: ‘Don’t tell me fairy tales!’… These works that constitute the sentences  “Don’t tell me fairy tales!; I have no one to address…’ that she told herself at some point, not only questions the tale-like narration, but also uses it to make reference to ironic narration.

 A Room of its own” consisting of  works she created in 2005 was exhibited in Gallery Apel; and “What Do You Know about me” participated in various cultural platforms within the “Portable Art” project of Istanbul 2010 European Capital of Culture.

 “A4 Pages” consists of her productions in 2007 while attending the Fundacion Valparaiso – Artist Residency in Mojacar, Spain.

 “Daddy is a rabbit and I am a cat! ”, a book consisting of 15 engraved wood blocks has been presented at the ‘First International Biannual for Hand Printed Artists Book’ exhibition organized by the Alexandria Bibliotheque. She also has a visual book with the same name which was exhibited along with other visual books at the Frankfurt Book Fair.

 “Of whom You are” is book published in 2008 by Cadde Publishers of Leman Magazines with Canan Pak’s sponsorship and texts written by Ömer Uysal. 


 


proje / resimler
raziye kubat

yazılar
ömer uysal

proje sponsoru
canan pak

görsel yönetmen
reyhan karacadağ

resim fotoğrafları 
raziye kubat


cadde yayınları

birinci basım

haziran 2008

140 sayfa

cadde yayınları bir LM basın yayın ltd şti. kuruluşudur

http://www.leman.com.tr/

© raziye kubat, ömer uysal, LM basın yayın şti.

Kimlerdensiniz?


kimlerden olduğumuzu tam çözemediğinizde, nedensiz, sanki birine sunar gibi… kısa bir süre sonra, resimler ve yazılar tanıştılar, araya giren kitap sohbetleri de… sonra da öyle kolay yırtıp atılamıyor. ama tersine de pek ihtimal verilmemişti. belki de keyifli olan bu. önceden tasarlamadan, bir amacı olmadan, bazı imgelerin gelip geçişi…başlarken ” oyalı da yazmalar ” dedik… sözcüklere, renk ve çizgilerle cevap verdik. çizgi ve renklere sözcüklerle… “defter-kitap” bu paylaşımla birlikte şekillenmeye başladı. iki defter aldık. defterleri değişirken bir taraftan resim yazı oldu, yazı resim ya da sadece boş bir sayfada ne resim yazdı ne de yazı çizdi. defterler zamanla kendi eksenini buldu.süreçte bu ne gayya kuyusu dedik… sonlara doğru biraz zorlaştı iş. bitirişte yıprandık… sunum da kedi fare oyununa gark olduk… bir kitabın oluştuğunu görmek kaygılandırdı belki. beraberce bir şeyler öğrendik, payımıza düşene razı olduk… ama artık defter elimizde, elinizde. kim bilir kimlerde?umarız sizlere de bir pay düşer… bir renk bir de kelime kalbinizde yer eder, kitabın mekânı cennet olur…coşkumuzda yanımızda olan destekleyen güzel insan Canan Pak‘a nasıl teşekkür etsek? biz de onun kalbimizdeki yerini genişlettik ve havadar kıldık.
Which side are you from?

when you cannot decide exactly from which side we are… for no reason, as if presenting to someone… after a short while, painting and writing met, and chats on books intertwining… then, you cannot crumple it and throw away, in fact, we had not thought the contrary was likely. perhaps, this is the delightful part. without planning beforehand, without a goal, coming and going of some images…in the beginning, we called it “oyalı da yazmalar”… words responded to colors and drawings. and colors and drawings responded to words. “journal-book” started to take on shape through this sharing. we got two notebooks. exchanging the notebooks, painting turned into writing, writing into painting, or just a blank page, neither painting painted nor writing wrote. notebooks found its axis.

in the process what a pit of hell, we said… nearing the end, got a little difficult, this thing. we were worn while finishing… and we drowned in a cat and mouse game about the presentation…perhaps, to see the shaping of a book made us worry. we learnt something together, we were content with our share…but notebook is in our hands now, in your hands. who knows who holds it now?

we hope you will take a share as well… may a color and a word take its place in your hearts, may the book’s place be in heaven…

how to thank beautiful human being Canan Pak who stood by and supported us for our enthusiasm? we enlarged her place in our hearts and made it spacious.

translation / pınar güncan

 

 

 


 

 


  

 

 

 

 

kimlerdensiniz

 

 

kimlerdensiniz

 

 

kimlerdensiniz

 

 

kimlerdensiniz

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

kimlerdensiniz

Ağaç Vesikası // Tree Profiles // 2011

tree profiles

treeprofilesound  / for Tree Profiles

nar
kiraz
erik

 

 

treeprofile / ağaç vesikası

 

 

treeprofile / ağaç vesikası

 

 

 

treeprofile / ağaç vesikası

 

 

treeprofile / ağaç vesikası

 

 

treeprofile / ağaç vesikası

 

 

treeprofile / ağaç vesikası

 

 

treeprofile / ağaç vesikası

 

“amber’11 Sanat ve Teknoloji Festivali //next ecology”

treeprofilesound


Ağaç Vesikası // Tree of Profile

Uzun zamandır çekmecemde saklı duran bu 35 çeşit ağacın plakalarını yıllarca sakladım. Aklıma geldiğinde onlara uzun uzun bakıp sevip sonra da tekrar çekmeceye öteledim. Ve Uluslararası “amber’11 Sanat ve Teknoloji Festivali //next ecology” etkinliğinde, artık yerlerini alma zamanları gelmişti. Masa projesinde gerçekleştirdiğim, profil resimlerini “Facebook Vesikası // Facebook Profile” olarak sunmuştum. Bu kez ” Tree Profile // Ağaç Vesikası” karşınızda.

Vesikalar “nevi şahsına münhasır”dır. Kimliklerle oynanmıştır. Ses enstalasyonuyla da Gabriel García Márquez’in Kırmızı Pazartesi romanına gönderme yapıldı. Sessiz ve lirik hayat akışında, bu sefer kurban ağaçlar… Ve seyirci yine bizleriz.

Tree Profiles
For long years, I’ve kept the plates of tree profile images in my drawer. Every time I thought of them, I took them out, looked at them and admired them for a long time and returned them back to the drawer. Finally at the International “amber Art and Technology Festival // next ecology”it was time for them to be revealed. For the Masa project I presented profile images as “Facebook Profile / Facebook Vesikası”. No for “Tree Profile / Ağaç Vesikası” we encounter profile images of trees.
Profile images are sul generis. Their identities have been altered. The sound installation is an allusion to Gabriel GarciaMárquez’s Chronical of a Death Foretold. In the silent and lyrical flow of life, now the victims are trees. And again we, the audience.
Raziye Kubat

“Below is the list of trees that have profile images in the show:

Çınar / Plane, Kavak / Poplar, Çam / Pine, Manolya / Magnolia, Gül / Rosewood, Nar / Pomegranate, Dut / Mulberry, Kayısı /Apricot, Erik / Plum, Meşe / Oak, Mavi Ladin / Blue Spruce, Defne / Daphne, Ilgın / Tamarisk, İncir / Fig, Salkım Söğüt / Willow Bunch, Ceviz / Walnut, Ihlamur / Linden, Mimoza / Mimosa, Selvi / Cypress, Sedir / Cedar, Akasya / Acacia, Erguvan / Judas, Köknar / Fir, At Kestanesi / The Horse Chestnut, Huş / Birch, İğde / Oleaster, Zeytin / Olive, Portakal / Orange, Gürgen / Hornbeam, Badem / Almond, Yeni Dünya / Eriobotrya Japonica, Ardıç / Juniper, Alıç / Hawthorn, Şimşir / Boxwood, Porsuk / Yew

Masa Projesi / Facebook Vesikası / Facebook Profil Pictures / 2011

"Facebook Vesikası / Facebook Profil Pictures"
"Facebook Vesikası / Facebook Profil Pictures"
"Facebook Vesikası / Facebook Profil Pictures"
"Facebook Vesikası / Facebook Profil Pictures"
"Facebook Vesikası / Facebook Profil Pictures"
"Facebook Vesikası / Facebook Profil Pictures"
"Facebook Vesikası / Facebook Profil Pictures"

 

 

 

 

Raziye Kubat /// MASA / Facebook Vesikası

Yaklaşık beş altı yıl önce hayatımıza giren sosyal iletişim arenası facebook, sanal düzlemde varolmanın başka bir yolu oldu.

İlk kullanılmaya başlandığında asosyal yaşantıya bir çare olur diye üye olmuştum. Hızla arkadaş listem çoğalırken, hayatta merak etmediğim insanlar da hayatıma dahil olup tüm geçmişleri ve ilişkileriyle ilgili fotoğraflar, diyaloglar bohça açılırcasına ortaya dökülüp, sanki her şeyi ortaya attıklarında kurtulacaklarını zanneden sayfalar ve haberlerden gına gelmişti. Bir de çok az dostum olduğunu düşünürken arkadaş listem nasıl da çoğalıyordu. Üç ay ancak dayanabilmiştim ve hesabı kapattım ve nefes aldım.

Aradan geçen üç yıl boyunca arkadaşlarım facebook’un artık çok değiştiğini ve seçeneklerin çoğaldığını gizlilik vs ilkelerinin arttığını, video paylaşım sitesine döndüğünü söyleyip tekrar üye olmam da ısrar ettiler. Dönüşüm muhteşem oldu, listeyi sınırlı tuttum ve gerçekten akıllıca kullanılırsa ve oradaki ilişkiler ağına takınılmazsa ideal sanal kahvehane olduğunu farkettim.

Kendi ideal facebook profil fotoğrafımı bulmaya çalışırken, profil resimlerine dikkatli bakmaya başladım. Ruh haline göre günce gibi değiştirenler, en havalısını koyanlar vs vs.. Dikkatimi çeken, mutsuzken gülen foto koyma tavrı… Ben de dahil bunu yapmışım, hayata karşı bir meydan okumamıdır nedir anlamadım. Kısacası listemdeki arkadaşların bol bol gülen ve hatta kahkaha atan fotoğraflarının mevcut olduğunu gördüm. Bilgisayarın fotoğraf makinesinde en ideal facebook vesikamı çekmeye çalıştım. Ciddi, meşgul, hüzünlü, meraklı, bön bakan, resmi, şuh, çocuksu, tüm ifadeleri denedim ama bir türlü ideal beni temsil edecek fotoğrafı bulamadım ve yorulduğum da cabası… Snopy’yi, güvercinleri, martıyı, kargayı, dolunay vs leride denedim ama olmadı, Gelincik çiçeği de olmadı… Ben de vazgeçtim ideali arama sevdasından ☺

Vesikalık fotoğraf çektirdiğimizde resmi kurumlar ve tüm insanlar ne gariptir ki “bu sensin ve seni temsil ediyor” vurgusunda hem fikirler. Devlet, çektirdiğim vesikalığa “temsili fotoğrafın” muamelesi yaparken aklıma vesikalık fotoğraf kağıdı büyüklüğünde kağıtlar kesip listeden arkadaşlara farklı bir temsili fotoğraf üretme fikri geldi… Fırça, pilot kalem ve ecolyn boya işimi görür diye düşündüm… Ve profil resimleri sayfalarını gezmeye başladım. Başlarda eğlenceli ve keyif vericiydi ama süreçte her resmini çizğim arkadaşın dünyasını da bir şekilde hissedip düşünmeye başladığımı farkettim ve esas yorucu olan da buydu. Altmış iki sayısına geldiğimde final yaptım.

Fotoğraflarını yorumladığım ve yorumlamadıklarım özel mana çıkarmasınlar isterim. Umarım bir gün listemi tamamlarım.

Raziye Kubat /// MASA

Facebook, which entered our lives about six years ago as a social networking arena, became another way of existing in the cyber world.When it first came out, I joined it, thinking that it could become a solution to the asocial way of living. I was overwhelmed with my friendlist starting to fill up as people who didn’t concern me were becoming a part of my life, photos and dialogues of their past and their relationships were revealing everything like spilling the insides of a bag as if they will be relieved by sharing all of it. And just as I was thinking how very few friends I had, my friend list was getting longer. I survived three months on facebook until I closed my account and took a deep breath.

In the following three years, my friends kept telling me how facebook has changed, privacy and security has been increased and how it became a video-sharing site and therefore I should open my account again. I had a great comeback; I limited my friendlist and realized that if it is used sensibly without getting stuck in the growing network, it is an incredible virtual coffehouse.

While I was trying to find my ideal profile photo, I started paying more attention to other’s profile photos. One swho change it daily according to their moods, ones who try and put the coolest photo, etc. What caught my attention is using a smily photo when one is sad… I did this as well and never understood if it was a sort of defiance against life. Overall I observed that the people on my list were using mostly photos with smiles, even laughs. So, I tried to take my ideal profile shot using the computer camera. Serious, busy, sad, curious, blank, official, seductive, childish… I tried all expressions but failed to find something ideal that would represent me and no need to mention that I was quite tired. I tried Snoopy, pigeons, seagulls, crows, the full moon, etc but none of them worked. The poppy flower didn’t work either. Therefore, I stopped looking for the ideal.

When we take a passport photo, interesting enough, all government offices and everyone agree that “This is you and it represents you.” While the government was treating my passport photo as my “respresentational photo” I thought of creating “representational photos” for everyone on my friend list by using papers that are the exact size of a passport photo. Brushes, fine point pens and ecolyn paint were suitable for the job… Thus, I started surifng profiles. At first it was fun and enjoyable however, over some time I realized that I was thinking about and feeling the worlds of those friends I was drawing and that infact was tiring. When I hit sixty two, I stopped.

I would not intend for those, whose photos I have and have not worked with, to search for a special subtext. I hope to complete my list one day.

Translation: Elif Eriş

 

 

MASA

 

 

MASA

 

 

MASA

 

 

MASA

 

 

Fottom

 

 

fottom

 

 

vesikalar

 

 

vesikalar

 

 

vesikalar

 

Facebook Vesikası Albümü

 

 

Fotoğraf albümün’den edinmek isteyen http://www.fottom.com/ adresinden “raziyekubat facebook vesikası albümü” olarak sipariş verebilirler.  32 sayfa / cover kapak /fiyatı 60 Tl ( ben bu fiyatı ödemiştim ) Continue reading Masa Projesi / Facebook Vesikası / Facebook Profil Pictures / 2011

Toprak ve Lif/ Earth and Fiber 2006

 

 

"hem okudum hem yazdım yalan dünya senden bezdim"
"hem okudum hem yazdım yalan dünya senden bezdim"

 

 

 

 

 

"düalite"

 

 

"esrik bahçe gönüllüleri"
"esrik bahçe gönüllüleri"

 

 

"geçici"
"geçici"

 

 

"hoşgeldiniz"
"hoşgeldiniz"

 

 

"Babam tavşan olmuş ben kedi! / Daddy is a rabbit and i am a cat!"
"Babam tavşan olmuş ben kedi! / Daddy is a rabbit and i am a cat!"

 

 

 

"sessiz gece"

 

 

"michel"

 

 

 

"yarim / beloved"

“Yarim / Beloved”

Toprak / Earth

Siz Beste / Aşık Veysel

Yorum / Cengiz Özkan

10dk