Ben Hiç Sahara Çölüne Gitmedim!
Ne aşağı, ne de yukarı Sahara çölüne hiç gitmedim. Çölde yürümedim, susuz kalıp serap görmedim. Geceleri çöl rüzgarıyla gözlerime kum girmedi; çölde üşümedim, aç kalmadım.
.
Çöl esrimeleri yaşıyorum. Sanki bana düşen, ikliminde doğmayan bir çocuğun serzenişleri. Yaşamadığım iklimleri düşündüm. Çöl , kutup, step…. Aşırı uç iklimlerde yaşamamışım. Doğuda geçen çocukluğumu saymazsam… bir Akdenizli coşkunluğu, doğulu içe dönüklüğü, arada kalmanın tüm durumları, mevsimlerime de yansımış… Doğayı ve mevsimleri okurken, kendi içsel haritamı çıkarırken çöl yer almamış.
Peki ben neden çölü hep içimde hissettim? Kum, güneş, rüzgar, ıssızlık, yabancım değil, kardeşim! Peki ben neden çoğu zaman çöldeymişim duygusu ile yaşadım? Neden?
Yazgı yüzünden mi? Ağzıma dolan, ağzımdan çıkan kelimeleri kum tanecikleri gibi hissetmem?
Her ürettiğimiz yapıt bir serap mı idi; susuzluğumuzu, yabanıllığımızı giderecek? Daha da susamış şekilde yola devam etmemizi sağlayan… Şimdi bu yazıyı İstanbul’dan yazıyorum ve aşağı – yukarı Sahara çölünde olduğumu imgeliyorum. Ve Tanrıdan bir işaret bekliyorum Sahara çölünde…
Ben hiç Sahara çölüne gitmedim ama orada bıraktığım şeylerim var: bir sandal, kanatlarım, kelimeler, bir gülüş, karşılığını ancak Tanrının verebileceği aşk, gözyaşı ve iki damla su…
Düşmüşüz yollara, sonunun ‘ hiç’ olduğunu bilerek…
Belki çöl bize başlangıcı ve sonu aynı anda sunuyor “Hiçlik”
Raziye